Öğrenciliği hiç bitmeyen çınarımız: İbrahim Karaosmanoğlu

/Öğrenciliği hiç bitmeyen çınarımız: İbrahim Karaosmanoğlu

Öğrenciliği hiç bitmeyen çınarımız: İbrahim Karaosmanoğlu

Öğretmenden öğrenciye uzanan, kıtalar ve okyanuslar aşabilen sımsıcak bir dostluk köprüsü kurulur. Bu köprü sevgi, saygı, barış ve kardeşlik köprüsü ki onu yıkmaya kimsenin gücü yetmez. Çünkü temelinin harcı öğretmenin göz nuruyla, emeğiyle ve inanç dolu azmiyle karılmış; bu temelin her taşına öğretmenin saf ve temiz ruhu, sevgi dolu kalbi sinmiştir.

karaosman

Sanatçıdır öğretmen, çiçek çiçek, şiir şiir nakşeder sevgiyi genç yüreklere. Sinema, tiyatro, edebiyat, resim aşkını eker çorak toraklara; gül bahçeleri yetiştirmek için öğretmen. Öğrenciliği hiç bitmeyen bir çınardır öğretmen. Öğrendikçe öğreten bilge bir ağaç; genç bedenlerde kök salan bir fidandır öğretmen. Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü.
Kocaeli zor bir şehir. Yaşayanlar bilir, 2004 yılında özellikle şehrimizde varlıkları yoğun olarak hissedilen mendil satan, sokakta yatıp kalkan ve madde kullanan çocukların Yeni Cuma Cami’nin etrafında sıklıkla görürdüm. Günlerden bir gün çalıştığım gazete için bir yazı dizisi hazırlamaya karar verdim. Ve bu çocuklarla tek tek kısa kısa röportajlar yaptım. Hikayelerini samimiyetle benimle paylaştıklarına tanık oldum. Doğrusu çok üzülmüştüm. Zira bu çarpık kentte onlar için yapabileceğim pek bir şey yoktu. Tamda bu sırada yerel yönetim el değişti. Çocuklar için özel rehabilite projeleri yapıldı ve yaklaşık 1-1.5 yıl sonra o çocuklar yavaş yavaş hayata kazandırıldı. İşte Kocaeli’ye yapılmış en büyük yatırımlardan biriydi bu bence. Bir diğer önemli proje ise, Kocaeli’de yaşayan Roman gençlerinin kültürel açıdan geliştirilmesini ve hayata kazandırılmasını hedefleyerek yapılan “Bir Enstrüman Bin Roman” projesiydi. Çünkü bu proje öncesinde Roman gençleri toplumumuzun gözünde ciddi bir sorun olarak görülüyordu.  Bu yanlış algı, yapılan bu doğru projeyle bir parça yıkıldı ve Roman gençleri topluma kazandırıldı. Neden bunları anlattım sizce sevgili okur, çünkü bugünkü konuğum, çocuklar ve gençler için özel olarak yapılmış bu projelerin mimarı Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu. Öğrenciliği hiç bitmeyen çınarımız aslında kendisi de Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ile öğretmenlik mesleği üzerine ayaküstü sohbet ettik.

Öğretmenlik mesleği sizin seçiminiz miydi?
Çocukları çok sevdiğimden dolayı öğretmenlik mesleğini tercih etmiştim. İşimi severek yapıyordum. İnsanın ancak sevdiği işi yaparsa başarılı olacağına inanıyorum. Öğretmenliğe veda ederken de çok zorlandım. Çünkü kutsal bir görev yaptığımın farkındaydım. Toplumu siz şekillendiriyorsunuz. Bizzat insan yetiştiriyorsunuz. Topluma baktığınız zaman bu mesleği seven insanların başarılı olduklarını görebilirsiniz. 9 yıl bir fiil öğretmenlik yaptım. Yolda yürürken en az 20 öğrencimle karşılaşma imkanı buluyorum. Bunun keyfine doyum olmuyor.

Neden bu kadar sevdiğiniz mesleği bıraktınız?
Çok sevdiğim mesleğimi bırakıp da siyasete atılmam tamamen çevremin isteğiyle oldu. Siyaseti topluma hizmet etmek olarak görürseniz, bir anlamda benim öğretmenlik hayatım hiç bitmedi. 20 yıldır siyasetin içindeyim. Genel olarak topluma hizmet ediyorum. Bu hizmetlerin içinde eğitimin önemli bir yeri var. Aslına bakarsanız siyasete atılmış olsam da benim öğretmenlik yaşamım devam ediyor. Topluma hizmet ederek öğretmenlik yapmaya çalışıyorum.

Başarıya giden yolu nasıl tarif edersiniz?
Mümkün olduğu kadar işinizi severek yapın ve en iyisini yapmaya çalışın. En iyisini yapmaya çalışmak sizi başarıya götürür. Arkadaşlarla konuştuğumuz zaman, şu örneği veririm. En iyi çayı bizim çaycımız, en iyi yolu bizim mühendislerimiz, en iyi köprüyü bizim mimarlarımız yapmalı. Vazifesini en iyi yapan ülkesini en çok seven insandır. Bir insanın ülkesini sevmesi ancak zor zamanda böyle belli olur. Çile çekmeden hiçbir şey olmaz. Aşkla pişmeyen çorbanın tadı olmaz. Bu öğretmenlikte de böyledir, mühendislikte de böyledir. Siyasette de böyledir. Atatürk’ün dediği gibi “Millete efendilik yoktur. Hizmet vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur.”

Öğretmenlik yıllarınızdan bahseder misiniz?
O zamanlarda kendimi tamamen öğrencilerime adamıştım. Öğretmen olarak toplumu imar ediyorsunuz. Öğrencilerinizi hayata hazırlıyorsunuz. Tecrübelerinizi onlarla paylaşıyorsunuz. Hayatın zorluklarını onlara öğretip, onları hayata antremanlı olarak atılmalarını sağlıyorsunuz. Onları hayata hazırlıyorsunuz. Öğretirken siz de onlardan çok şey öğreniyorsunuz. Mühendisi de, mimarı da, öğretmeni de, işçiyi de, albayı da sen yetiştiriyorsun. Kısacası öğretmenlik uzun vadeli olarak yaptığınız bir iştir ancak, işinizin meyvesi çok tatlıdır.

Dönem dönem öğrencilerinizle karşılaşıyor musunuz? Neler hissediyorsunuz?
Her sınıfın dersine haftada bir saat giriyordum. Bir okulda birçok sınıfa giriyorsunuz. Dolayısıyla pek çok sınıfınız ve pek çok öğrenciniz oluyor. Onlar sizi tanıyor ama, siz zaman zaman onları tanımakta zorlanabiliyorsunuz. Örneğin İzmit Lisesi’ne bir program için gitmiştim. O esnada öğretmenlerden birinin benim öğrencim olduğunu öğrendim. Uzun yıllardır görmediğiniz öğrencinizin günün birinde meslektaşınız olduğunu görmek gerçekten tarifi mümkün olmayan bir duygu, bunu ifade edemezsiniz, ancak yaşarsınız.

Öğretmenlik yaparken pişman olduğunuz bir şey yaptınız mı?
Evet kızgınlıkla kendime hakim olamayıp yaptığım bir şeyden, uzunca bir süre pişmanlık duydum. Bir kız öğrencim vardı. Dersimde çok problemliydi. Sürekli konuşuyor, dersi sabote etmeye çalışıyordu. Ders sonunda onunla biraz sohbet ettim. Bir süre sonra bana açıldı ve ağlayarak anlattı. Ailesiyle sorunları olduğunu öğrendim. Annesiyle babasının ayrılmış olduğunu ve üvey annesiyle yaşamak zorunda olduğunu söyledi. Evde yaşadığı sıkıntıları, okulda derste atmaya çalıştığını keşfettim. Onunla yakından ilgilendim. Sınıf öğretmeniyle konuyu paylaştım. Ailesiyle bağlantı kurduk. Diğer öğretmen arkadaşlarla elbirliğiyle bu kızımızla ilgilendik ve sene sonunda gördük ki kızımız kendini toparladı. Sınıfının en gözde öğrencilerinden biri oldu. Bu sadece bir örnek, ilgiye ve sevgiye muhtaç olan binlerce çocuğumuz var. Öğretmen gerektiğinde anne olur, gerektiğinde baba olur, gerektiğinde abladır, gerektiğinde ağabeydir, arkadaştır. Geleceğimiz çocuklarımızla sevgiyle yaklaştığımız zaman çok güzel sonuçlar aldığınızı hepiniz deneyerek görebilirsiniz.

Bizim eğitim sistemimizi nasıl buluyorsunuz?
Ne yazık ki bizim eğitim sistemimizde öğretim ön planda tutuluyor. Oysaki çocuklarımız spor da yapmalı, piyano da çalmalı, sanatın ve sporun çeşitli dallarıyla ilgilenerek, hayatı yaşayarak öğrenmeli. Zaten öğrenmenin yeri ve zamanı yoktur. Çocuk öğrenmek istediği her türlü bilgiyi istediği her yerden alabilir. Ancak, eğitimi alabileceği tek yer okuduğu okullardır. Ezberci sistemden vazgeçmeli ve çocuklarımızın yaratıcılığının önüne geçmemeliyiz.

Çocuklarımızı yetiştirirken en çok neye dikkat etmeliyiz?
Çocuklarımıza verdiğimiz eğitim aynı zamanda onun sorumluluk duygusunu geliştirmeli. Çocuk kendi kendine, benim vatandaş olarak şu şu şu sorumluluklarım var, abla olarak şu şu şu sorumluluklara sahibim diyebilmeli. Çocuk annesine, babasına, kardeşlerine, öğretmenine, arkadaşlarına, vatanına, milletine karşı sorumluluklarının olduğunun farkında olarak yetiştirilmeli. Çocuklarımızın sorumluluklarını üstlenmez ve onları bu bilinçle yetiştirirsek, toplumuzda yaşadığımız ve yaşayacağımız birçok sorunun önüne geçmiş oluruz.

Öğretmenlikle, belediye başkanlığı arasında ne tür benzerlik ve farklılıklar var?
Öğretmen de belediye başkanı da sorunları çözendir. Öğretmen de belediye başkanı da karşılaştığı sorunlar karşısında hiçbir zaman çözümsüzlük olmadığını bilendir. Öğretmen de belediye başkanı da toplumu sever ve topluma hizmet etmek için vardır. Öğretmen de, belediye başkanlı da fedakar insanlardır. Bu meslekleri icra edebilmeniz için insanları gönülden sevmelisiniz. Eğer işinizi sevmeden yaparsanız hiçbir zaman başarıyı yakalayamazsınız.

Öğretmenliğiniz zamanında üstlerinizle ya da astlarınızla iletişiminiz nasıldı?
Öğretmen arkadaşlarımla çok iyi bir diyaloğumuz vardı. İdarecilerimizle zaman zaman tartıştığım noktalar olmuştur. İnsanların yanlışlarını görürsem çekinmem söylerim. Ancak bunu usulüne göre yaparım. Böyle bir durumda işin içine duygusallığınızı katarsanız amacınıza ulaşamazsınız.

Duygularınıza yenildiğiniz bir anınız oldu mu?
Sonuçta hepimiz insanız. Zaman zaman bizimde yanlışlarımız oluyor. Benim de bir öğrencime karşı duygusal hareket ettiğim, boş bulunduğum bir anım oldu. Sinirlerime hakim olamadım. Bir öğrencime sınıf içinde, kız arkadaşlarının önünde tokat attım. Çocuğum sınıftan fırladı çıktı. Bu acı tecrübeyle öğrenci dövmenin ne kadar yanlış bir davranış olduğunu öğrendim ve öğrencimden özür diledim. Evet öğrencim bir yanlış yapmış olabilir ama benim yaptığım daha büyük bir yanlıştı. Eğitimde şiddetin yerinin olmadığını öğrendim. Her güzel işin başında sevgi gelir. İşinize duyduğunuz aşk gelir.

Unutmadığınız bir öğretmeniniz var mı?
İlköğretim yıllarımı fazla hatırlamıyorum. Ancak çok zor şartlarda okudum. Köy okulunda birleştirilmiş sınıflar vardı. 4 ve 5. sınıf öğrencileriyle aynı sınıfta ders gördük. Benim bir Halil Öğretmenim vardı. Rahmetli oldu. Hepimizle tek tek ilgilenirdi. Ailelerimize durumumuz hakkında bilgi verirdi. Halil öğretmenimin yönlendirmesiyle babamda bize derslerimizde yardımcı olurdu. Babamın inci gibi yazısı vardı. Ancak, öğretmenim benim yazı stilimi hiç beğenmezdi. Halil öğretmenimin başımızı okşayışını çok iyi hatırlıyorum, ondan çok çekinirdik ama, bizi ne kadar çok sevdiğini de bilirdik. Bir de ortaokulda Murtaza öğretmenim vardı. Kendisi doğuluydu. Sert bir yapısı vardı ama bizi çok severdi. Saygınlığı vardı, sınıf üzerinde etkili bir öğretmenimizdi.

Nasıl bir öğrenciydiniz?
Bir insan 7’sinde ne ise 70’inde de odur. Öğrenciliğinizde nasıl bir insansanız aşağı yukarı aynı yapıya sahip oluyorsunuz. Yapınız çok fazla değişmiyor. Okul yıllığımda beni şöyle tarif ediyor arkadaşlarım: Herkesle iyi geçinir. Dost canlısıdır. Barışçıldır. Tüm bu yapımın ırsi olduğuna inanıyorum. Bizim mahallede bir büyüğümüz vardı. Kasaptı. Büyük dedelerimi tanır, zaman zaman bana eski günlerini anlatırdı. Verdiği örnekler ile, karakteristik özelliklerimin dedelerimden miras olduğunu gördüm.

Son olarak öğretmenlere ve öğrencilere özel bir mesajınız var mı?
Hızlı bir dönem yaşıyoruz. Öğretmenlerimiz sıradan değil aranan insanlar yetiştirmek zorundadır. Öğrencilerimiz de kendini hayata hazırlayarak, sıradan değil, aranan insan olmak için çabalamalıdırlar. Artık günümüzde her işin en iyisini yapan insanlara ihtiyaç var. Hayata her zaman olumlu tarafından bakan insanlara ihtiyacımız var. Öğretmenler bir ışık yakıp, karanlığı aydınlatan insanlardır. Bu vesileyle sizin aracılığınızla tüm öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutluyor, kendilerine başarılar diliyorum.

İbrahim Karaosmanoğlu Kimdir?
1952 yılında İzmit Yuvacık’ta doğdu. İlkokulu Yuvacık İlkokulu’nda okuduktan sonra, Isparta’da ve Sakarya’da yatılı olarak İmam Hatip Lisesi’ni okudu. 1977 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1978-1989 yılları arasında Kırıkkale Lisesi, İzmit Endüstri Meslek Lisesi ve İzmit Ortaokulu’nda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni ve yönetici olarak görev aldı. 1989-99 yılları arasında İzmit’te 10 yıl Yuvacık Belediye Başkanlığı yaptı. 1999 seçimlerinde aday olmadı, bir süre serbest ticaret yaptıktan sonra Ak Parti’nin kuruluşunda Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte aktif olarak görev aldı. Ak Parti Kocaeli Teşkilatı’nda kurucu İl Başkan Yardımcılığı ve İl Başkanlığı görevlerinde bulundu. 28 Mart 2004’te yapılan yerel seçimlerde İzmit Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Aynı yıl yapılan Büyükşehir Kanunu ile İzmit Büyükşehir Belediyesi’nin adı Kocaeli Büyükşehir Belediyesi olarak değiştirildiği için, ilk Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. 3 dönemdir Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Karaosmanoğlu, evli ve 5 çocuk babasıdır.

 

By |2016-11-24T08:21:00+00:00Kasım 24th, 2016|Genel, Konuştuklarım|Yorum yok