Adana Lezzet Festivali’nin tadı damağımda kaldı

/Adana Lezzet Festivali’nin tadı damağımda kaldı

Adana Lezzet Festivali’nin tadı damağımda kaldı

Adana Lezzet Festivali için Çukurova Kalkınma Ajansı Adana Yatırım Destek Ofis Koordinatörü Murat Torun’dan davet alınca havalara uçtum. Çocukluğumda sık sık ziyaret ettiğim Adana’ya yıllar yıllar sonra yeniden yolculuk edecektim. Uçakla Toros Dağları‘nı aşıp bereket fışkıran topraklar Çukurova’ya inecektim. Beklenen gün geldi çattı, bavulumu hazırlarken anılarımı da yanıma almayı unutmadım. İyisi mi sizi daha fazla meraklandırmayayım, düşün peşime lezzet diyarı Adana’yı gezelim.

Adana Lezzet Festivali anılarımı canlandırdı

Akdeniz’e aşık biri olarak Adana denince aklıma Yumurtalık gelir benim. Hayır Yumurtalık-Kerkük Boru Hattı değil sevgili okur,  incecik kumlarına hayran olduğum pırıl pırıl parıldayan Yumurtalık plajlarını düşünür mutlu olurum.

Yumurtalık’ta sakin, dingin, tertemiz su, üstelik de çok derin değil. Doğrusunu isterseniz Adana seyahatlerimin en güzel yanı, çocukluğumuzun birlikte geçtiği kuzenlerimle kavuşmak ve birlikte vakit geçirmekti.

Hayat şartları her birimizi ülkemizin güzel şehirlerinden birine savursa da, bu duruma aldırmaz bayram tatillerinde kavuşmayı iple çekerdik. Bugünkü imkanlarımıza sahip değildik belki ama, küçücük şeylerle mutlu olmayı çok iyi biliyorduk.

Yıl boyunca bayram günlerinin gelmesini  heyecanla beklerdik. Her sene bir şehirde  bir evde toplanır, özlem giderirdik. Gezenti bir aile olduğumuz için, ilk gün az dinlenip, yol yorgunluklarını attıktan sonra hemen gezi planı yapar, arabalara doluşurduk. Amcamın mavi renkteki Murat 121 arabası namı-diğer düldülü az kahrımızı çekmedi bizim.

Adana kazan biz kepçe. Önce minik bir tarih kültür gezisi yapar, sonra ailecek kendimizi Yumurtalık’ın eşsiz sularına bırakırdık. Deniz keyfi sonrası koca koca sofralar kurardık. Çünkü kurt gibi acıkırdık. Sofralarımızın vazgeçilmezi ev yapımı buz gibi şalgam suyumuzu yanımızdan hiç eksik etmezdik.

Çiğ köftelerin yoğrulduğu bakır tepsimizin dili olsa da konuşsa keşke. Yaktığımız mangalları, Adana Kebapları söylemiyorum ama, yanına atıştırmalık olarak hazırladığımız, hiç üşenmeden denizi bırakıp tazecik pişirmeye götürdüğümüz lahmacunların o leziz tadı hala damağımda ve dimağımda.

Adana Lezzet Festivali’nde yaşadıklarım

Güzel günlerdi hasılı kelam. Adana’ya gideceğimi düşününce bile, güzel anılarımı düşünüp mutlu olabiliyordum. İşte bu yüzden kendimi çok seviyorum. Varın 6-7-8 Ekim’de Adana Lezzet Festivali‘nde yaşadıklarımın beni nasıl mutlu ettiğini siz düşünün.

Ağzım kulaklarımda indiğim Şakirpaşa Havalimanı’nda Adana Lezzet Festivali komitesi ekibinden yakışıklı mı yakışıklı üniversite öğrencisi iki genç arkadaşım karşıladı beni. Özellikle kaldırdıkları pankartta “Bitterle Diyar Diyar” yazdığını görünce var ya, kendimi çok özel ve şanslı hissettim. Rüya gibi 3 gün başlıyordu.

Gençlerle tanışır tanışmaz, bana Adana Lezzet Festivali programım ile hoşgeldin hediyemi takdim ettiler.  “Candy Shop” albümünde “Turkish Delight” ifadesine yer vererek, lokumun hangi ülkeye ait olduğunu tüm dünyaya duyuran Madonna‘ya bir kutu lokum gönderme inceliğini gösteren Tarihi Yeni Uğur Helvacısı‘nın şık bir paketle sunduğu leziz mi leziz cezeryesini elime alınca çok ama çok mutlu oldum. Çünkü Anadolu kültürünü yeniden tattığım her yer beni çılgınca mutlu ediyor. Anadolu insanının misafirperverliğine, mertliğine ve netliğine oldum olası hayranım.

Emin ellerdeydim. Huzur ve mutlulukla benim için bekleyen araca doğru yürüdük karşılama komitesindeki gençlerle birlikte. Ulaşım ekibi görevi devraldı ve biz yola koyulduk. Havalimanından çıkışta, tam ana caddeye çıkacağımız yolun karşısındaki afişe gözüm takıldı.

Üzerinde “Atam Sağ Olsun: Bizlere özgürlüğümüzü armağan eden Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ve zafer uğruna can veren şehitlerimizi asla unutmayacağız.”, yazıyordu. Tüylerim diken diken olmuştu. Seyhan Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın 30 Ağustos Zafer Bayramı mesajının afişiymiş okuduğum.

Adana Lezzet Festivali’nde Anadolu insanı

Yol boyunca bir yandan gözlerimle fotoğraf çekiyorum, bir yandan da üniversite öğrencisi olduğunu öğrendiğim şoförümüzle sohbet ediyorum. Söz Anadolu insanından açılmışken, Yaşar Kemal Kültür Merkezi‘nin önünden geçtiğimizi fark ettim. Kimbilir vefanın adresi Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde ne güzel etkinlikler oluyordur, keşke birine katılabilsem diye içimden geçirmeden edemedim.

Destansı anlatımıyla Anadolu insanının ruhunun inceliklerini şiirsel güzellikle biz okuyucuya sunan Yaşar Kemal kitaplarım geldi aklıma. Adana yazılarımı yazarken, Çukurova’nın derinliklerini gözlemleyip, iğne ile ilmek ilmek oya işler gibi aktaran Yaşar Kemal’i okuyup, ilham almalıyım diye de düşünmedim değil.

Adana Lezzet Festivali lezzet düşkünlerini buluşturdu

Film şeridi gibi içinden geçtiğim Adana sokakları ve Ekim ayında içimi ısıtan sıcaklığıyla sohbet ederken, bir de baktım ki konaklayacağım Riva Reşat Bey Butik Oteli’ne gelmişiz. Eski Adana olarak tabir edilen bölgede bulunan otelimizin güler yüzlü ve yardımsever personeli hemen kayıt işlemimi gerçekleştirdi. Bavulumu kendilerine teslim ettim ve tekrar yola koyuldum.

Çünkü, Adana Lezzet Festivali için davet edilen lezzet düşkünü  blogger arkadaşlarımla tanışmak için sabırsızlanıyordum. En az tarihi ve kültürü kadar zengin bir mutfağa sahip olan Adana Lezzetleri ile tanışmak için hazırdım. İstikamet kebap atölyesi  Onur Kebap.

Onur Kebap’ta acısını gönülden paylaştığım Adana Kebap’la kavuşma anımızın damağımda bıraktığı o leziz tat hala dimağımda. Lahmacunlar, kebaplar, ciğerler ile beraber gelen envaiçeşit mezeler ücretsiz olarak masamızda yerlerini aldılar. Anadolu usulüne göre gelen yemek porsiyonları bol kepçe hem gözümüze hem de damağımıza hitap ediyordu. Gözümüz de gönlümüz de doyuyor, birden kendimizi Anadolu insanına daha yakın hissediyor, gözü gönlü tok insanlar arasına nasıl da giriveriyorduk.

Adana Lezzet Festivali’nin vazgeçilmezi Seçella

Adana Kebabımızı afiyetle yedikten sonra soluğu Seç Baklava’da aldık. İşte yemeği tamamlayan en güzel kısıma gelmiştik. Sizleri bilmem ama, yemeğin üzerine tatlı yemek en büyük zevkimdir.  Profesyonel ekibi, modern hijyenik tesisi ile damak zevkimizi  taçlandıran Seç Baklava’da  şöbiyet, özel seç baklava, Antep fıstıklı dolamadan tutun da Antep fıstıklı dürüme varana kadar birçok tatlı çeşidi vardı.  Birçoğunu tattım lakin Seçella’nın tadı beni benden aldı, başka diyarlara götürdü.

Seçella da ne derseniz, hemen sizi tanıştırayım. Kendileri damakta bıraktığı o enfes tadı ile size unutulmaz anlar yaşatır. Enerji deposu Seçella namı-diğer sürülebilir Antep fıstığı ezmesi, vitamin ve mineralleriyle vücudumuzu beslerken, verdiği yaşam enerjisiyle de hayat kalitemize katkı sağlayan doğal bir lezzet. Hala denemediyseniz yazık size, şu kısacık hayatta çok şey kaçırıyorsunuz demektir. Derhal kendinize bir sürpriz yapın Seç Baklava’nın internet sitesine girip bir Seçella alıp kendinizi ödüllendirin. Benden size dost tavsiyesi asla pişman olmayacaksınız.

Adana’ya geldim geleli mütemadiyen 2 saatte bir yemek yiyorduk. Midem hiç de rahatsız değildi bu durumdan, adeta bayram ediyordu. Adana’da damağın adeta lezzete doyuyordu. Seç Baklavaları ziyaretimizden sonraki durağımız 1904 yılında Adana’da hayata gözlerini açan Onbaşılar Kebap oldu.

Seyhan Barajı’na hakim manzarası ile oldukça şık mekana gelmiştik. Birbirinden güzel salonları olan Onbaşılar Kebap’ın terasını görünce büyülendim. Gece boyunca dilime Adana Köprü Başı türküsü  takıldı, nereden çıktı demeyin çünkü, Onur Kebap’ın şirin mi şirin bir fasıl ekibi de vardı.

Gece saatin 01.00’i olmuş lakin bizim ekibin lezzet turu hala bitmemişti. Sırada neresi var dedik, Şırdancı Emin’e gidiyoruz arkadaşlar dediler. Adana’nın yemek kültürü sadece Adana Kebap’tan ibaret değildi. Gecenin o vakti Şırdancı Emin’e vardık ki bir de ne görelim, insanlar oturup şırdan ya da mumbar yemek için adeta sıra bekliyor. Mumbarı pek sevmediğimi biliyorum ama onca kalabalığı görünce şırdanı denemeden edemedim. Koyunun midesinin bir bölümü olan şırdandan yapılan bu yöreye özgü yemeğin üzerine bolca kimyon döktüm ve afiyetle yedim. Bir de uykuluk denen bir lezzet daha tattırdılar. Çok da beğendim. Tatmanızı tavsiye ederim.

Paça çorbasına aşık olan ben, bir tür sakatat olan şırdanın görüntüsünü çok beğenmedim ne yalan söyleyeyim. Ancak lezzeti güzel Adana’ya özgü yaz kış yenen bir yemek şırdan. Adana’da kebap ve şalgam kadar yaygın olan bir yemek üstelik. Şırdanın kendine has bir de yeme şekli var. İçi dolma gibi bir içlikle doldurulan şırdan iple dikiliyor. Yerken aman dikkat, özenle ipi çekiyor, üzerine pul biber ve kimyon ekiyor, afiyetle yiyorsunuz. Ay yiyemem ben diyordum ama, Adana’ya gidince bu lezzeti tatmadan dönemedim ve afiyetle yedim.

Gece dışarıda sabahlara kadar yemek yemek bir kültür Adana’da, her gittiğimiz mekanda gördüğüm iştahlı kalabalıklar, o saatte yemek yenir mi diyen beni bile ikna etti. Gece saat 4.00’e kadar mütemadiyen yemek yedim. Şırdancı Emin’den çıktık, Börekçi Rıza’ya gittik.  Sokak arasında bir minik börekçi düşünün, akşam 6’da açılıyor ve sabahlara kadar hizmet veriyor. Benim tercihim uzayan peynirleriyle gönlüme taht kuran börek dilimleri ve yanında açık ayran oldu. Tadı anlatılmaz, yaşanır sevgili okur benden söylemesi.

Ben anlattım siz yoruldunuz biliyorum ama, bu daha Adana Lezzet Festivali’nin ilk günüydü. Belki de ömrümce unutamayacağım harika bir deneyim yaşadım. Sebep olanlara sonsuz teşekkürler. Festivalle ilgili anlatacaklarım bitti mi tabiki bitmedi, siz biraz yediklerimi sindirin, soluklanın, bir de beni özleyin. Sonra yeniden bu köşede buluşalım.

 

 

 

By |2017-10-26T16:15:22+00:00Ekim 19th, 2017|Akdeniz, Anasayfa, Genel, Yurtiçi|17 Comments